21. Yüzyılda Değişen Öğrenme Kültürü: Teknoloji Destekli, İnsan Odaklı.

21. Yüzyılda Değişen Öğrenme Kültürü: Teknoloji Destekli, İnsan Odaklı.

Günümüzde çoğu okulda var olan ve sınıfların büyük kısmında kullanılan eğitim modeli 18. Yüzyıl Prusyası’nın bir ürünü değil mi? Bu dönemde endüstri devriminin eğitim modeli üzerinde büyük bir etkisi olduğu kesin. Bugün ise artık dijital devrimin eğitim için çok önemli fırsatlar sunduğu bir dönemde yaşıyoruz. Eğer gençlerimizi geleceğin dünyası için yetiştirmek istiyorsak, 18. Yüzyıl’a göre tasarlanmış bir modeli 21. Yüzyıl’da, bilgi ve iletişim çağında kullanmak konusunda ısrarcı olmamalı ve yeni modeller üzerinde kafa yormalıyız. Yoruyoruz da, 2023 Eğitim Vizyon Belgesi bunun güzel ve uluslararası arenada ülkemiz için gurur verici bir örneği. Dünya değişiyor, hem de her zamankinden çok daha hızlı bir şekilde. Eğitimde dijital dönüşüm de sadece bilgiye ulaşma ya da ders işleme yöntemlerimizi değil, eğitime olan bakış açımızı değiştiriyor.


Değişim deyince; çokça tartıştığımız ve sıkça değiştirdiğimiz müfredat önemli, çünkü 12 yıl boyunca bir çocuğun hatta gencin dünyasını şekillendirecek içeriği, eğitimin çerçevesini belirliyor. Diğer yandan, 21. Yüzyılda “öğrenme” dediğimizde ne yıllarla ne de önceden belirlenmiş bir çerçeveyle sınırlayamayacağımız kadar büyük bir olgudan; zamandan ve mekandan bağımsız olarak gerçekleşen bir serüvenden bahsediyoruz. İçerik de, bilgi de çok hızlı değişiyor. Her an her yerde öğreniyoruz ve paylaşarak birbirimize öğretiyoruz. İçerik olmadan eğitim olmaz fakat gözden kaçırmamamız gereken bir nokta var ki, iletişim teknolojilerinin etkisiyle küreselleşen ve mesafelerin kısaldığı bir dünyada, bilgiye ve içeriğe ulaşmanın artık pek çok farklı yolu var. Bilgiye her an, her yerde ve ihtiyacımız olduğu anda ulaşabiliyoruz. Bu da demek oluyor ki artık bilgiyi depolamak yerine, doğru bilgi kaynaklarına nasıl ulaşabileceğimizi öğrenmek çok daha önemli. Bilgi bir şelale gibi akıyor, bize düşen ise sırtımızda bir damacana ile su taşımak yerine susadığımız zaman elimize bir bardak almayı ve bu şelaleden su doldurmayı öğrenmek ve öğretmek. İçerik değersizleşiyor ve yeni dünyada çok şey bilen insan değil, doğru bilgiye ihtiyacı olduğu anda hızlıca ulaşabilen; bu bilgiyi beceriye dönüştürerek sürekli kendini geliştirebilen ve böylece değişime ayak uydurabilen hatta yaratıcılık gücüyle bir adım daha öne geçip değişimi yönetebilen insanlar başarılı oluyor. 


Bugün gençler öğrenirken dünyaya farklı bir gözle bakıyorlar; teoriden ve ezberden çok genellikle ihtiyaç anında bir konuyu nasıl öğrenebileceklerini öğreniyorlar. Öğrenme kültürü değişiyor; cep telefonları bile birer öğrenme aracına dönüşüyor, ne zaman ihtiyacımız olsa merak ettiğimiz konu ile ilgili bilgiye ulaşmamıza aracı oluyor. Bilmediğimiz herhangi bir şeyi öğrenmek için “Telefonla joker hakkımızı” kullanmamız yeterli. Bilgi ve iletişim çağında, hepimiz her an ulaşılabilir olduğumuz kadar, bilgiye de her an ulaşabiliriz. Otobüste ya da serviste okula giden bir öğrenci dünyanın herhangi bir yerinde ders anlatan bir öğretmeni izleyebiliyor hatta çoğu zaman bilgiye bir aracı üzerinden değil, bilginin kaynağından ulaşma şansı buluyor.  Milyonlarca insan belki her gün nitelikle bilgi üretmiyor ama sadece deneyimlerini paylaşsalar bile sonuçta insanlık tarihinde bugüne kadar görülmemiş büyüklükte bir veri havuzu ortaya çıkıyor. Bir yılda ürettiğimiz veri neredeyse bugüne kadar ürettiğimiz toplam veriye eşit hale geldi. Büyük veri ve paylaşım ekonomisi yeni dünya düzenini belirlerken, veriye dayalı ve paylaşarak öğrenmek de yeni nesil bir öğrenme anlayışının normlarını belirliyor.


Oyunlaştırma mekanizmaları sayesinde eğitim hem daha eğlenceli bir hal alıyor, hem de dijital ortamda ortaya çıkan veriyi kişiselleştirilmiş bir öğrenme deneyimine dönüştürmeyi kolaylaştırıyor. Yapay zeka veriyi bizden daha hızlı analiz ederek kişiye özel bir öğrenme deneyimi sağlamak konusunda yardımımıza koşuyor. Her bireyin birikimi, becerileri, yetenekleri, kapasitesi ve potansiyeli farklı olabilir; işte bunun için kişiselleştirilmiş eğitim yaklaşımı başarının önündeki bariyerleri kaldırıyor. Kişiye özel eğitim kitleler için belki geçmişte mümkün değildi ama teknoloji bugün bu konuda önemli bir destek sağlıyor. Eğer her birey kendine en uygun hızda, en uygun yöntemle, eksiksiz ve ustalaşarak öğrenme şansına sahip olsa, bilgi sağlam temeller üzerine inşa edilse, insanlığın potansiyeli çok daha ileriye gidebilir. 21. Yüzyılda, iletişim ve bilişim teknolojilerinin de desteğiyle eğitim kişiye özel ve veriye dayalı bir deneyime dönüşüyor.


Tabii sınıflar da dönüşüyor. Bu dönüşümde en önemli rol ise her zamanki gibi öğretmene düşüyor. Öğretmen öğrencinin öğrenme serüvenini tasarlayan, bu serüven boyunca onun yanında olan, potansiyelini açığa çıkarmasına ve sınava değil hayata hazırlanmasına destek olan bir yönlendiriciye dönüşüyor. Bilgininin beceriye dönüştürülebildiği, öğrencilerin paylaşarak birbirlerinden öğrendikleri; ezberin değil yaratıcılığın ön planda olduğu sınıflar yaratabilmek için bilgi aktaran değil, deneyim aktaran ve öğrencilerin de sınıf içinde aktif olarak deneyimleyebilecekleri öğrenme ortamları tasarlayabilen öğretmenlere ihtiyacımız var. Neyse ki bu öğretmenlerimizin sayıları da her geçen gün artıyor. Tahtada ders anlatmak belki daha kolay olabilir ama kabul etmemiz gerekir ki makineler sarf bilgiyi depolamakta ve aktarmakta bizden daha iyi oldukları gibi bilgiyi ihtiyaç anında erişilebilir kılmalarıyla da bizden bir adım öne geçiyorlar. İnternet üzerindeki çoğu bilginin doğruluğu ve güvenilirliği tartışılır fakat tartışılmayacak bir şey var ki o da bilgi artık sadece kitapta değil. Hatta internet üzerinde her dakika paylaşılan bilgi miktarı bir kütüphane büyüklüğünde… İşte bu noktada kaliteli bilgiye en kısa yoldan ulaşmayı öğretmek de yine öğretmene düşüyor.


21. Yüzyıl’da, iletişim ve bilgi çağında içeriği belirlemek ve limitlemek yerine var olan sonsuz bilgi kaynağı içinde öğrenmeyi bilen bir nesil yetiştirmek daha doğru olmaz mı? Bu sayede çocuklarımızı var olan bilginin yani bugünün dünyasına değil, geleceğin dünyasına hazırlayabiliriz. Bilgi çağında en bilgili insan, istediği an, ihtiyacı olduğunda güvenilir bilgiye en hızlı ulaşabilen insana dönüşüyor. En iyi öğrenci ise hayat boyu öğrenmeyi içselleştiren öğrenci oluyor. Artık tüm dünyada ezberlemenin değil, öğrenmenin öğrenildiği bir dönemde, önceliğimiz öğrendiklerimizi beceriye, deneyime dönüştürebilmek ve bu bilgi ile dünyamız için değer yaratabilmek olmalı… Beceri, bilginin değer yaratmış hali; deneyim ise fikrin harekete geçmiş hali olarak tanımlanabilir. Biz insanlar sosyal canlılarız ve bugüne kadar insanlığın gelişmesindeki en önemli rol insanın öğrenme kabiliyetine aittir. Sınıflarımızda “öğrenmeyi öğreten” ve hayat boyu öğrenmeyi teşvik eden bir eğitim modeli ile sadece o an öğrenen değil, hayatı boyunca öğrenmeye devam eden nesiller yetiştirmeye odaklanmalıyız.


İnanıyorum ki geleceğin eğitim modeli teknoloji destekli fakat insan odaklı, yeni nesil bir öğrenme kültürü üzerinde yükselecektir. Belki de ilk kez bu kadar çok bilinmeyenli bir geleceğe hazırlanıyorken disiplinlerarası bir bakış açısı ile çok disiplinli ve kapsayıcı bir yaklaşım öngörülmesi zor bir dünyada bizi bir adım öne geçirecektir. Öğrenmek bir süreçtir ve çaba gerektirir. Araştırmalar gösteriyor ki tıpkı vücudumuzdaki diğer kaslar gibi, beyin de öğrendikçe güçlenir ve gelişir. İlerlemek için hiç durmadan öğrenmeli, öğrenerek hiç durmadan ilerlemeliyiz. Kısacası, her geçen gün daha da hızlanan bir dünyada değişimi yönetebilmek ve daha iyi bir geleceğe doğru yol alabilmek için eğitime nasıl baktığımız, ne öğrettiğimizden daha önemli bir tartışmaya dönüşüyor. Kabul etmeliyiz ki, değişim hiç bu kadar gerçek olmamıştı…


Alp Köksal


23.01.2020

Paylaş