yükleniyor

Rengarenk Duvarlardan Kurulan Bir Gelecek

Rengarenk Duvarlardan Kurulan Bir Gelecek
  • Ali Can Uyar

Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi İletişim Tasarımı ve Yönetimi Bölümü Lisans Programı son sınıf öğrencisiyim. Eskişehirliyim, Eskişehir’de yaşıyorum. Şu an olduğum insanı tanımlayabiliyor olmamda hatrı sayılır bir payı olan TEGV güzelliğini sizlere anlatmaya niyetlendiğim bu satırlarda, çok güzel bir fikrin etrafına toplanmış çok güzel insanları bulacaksınız. En azından benim şahit olabildiğim, bu güzelliği paylaşabildiğim kadarıyla.


TEGV güzelliğiyle tanışmam basit bir pankart duyurusunun ürünüdür aslında. Eskişehir Halk Kütüphanesi’nin önündeki iki direk arasına asılmış bir pankarta denk gelen annemin, çocuğunun üç aylık koskocaman bir yaz tatilini biraz olsun faydalı geçirmesini umarak, Aydın Arat Parkı’ndaki TEGV Eskişehir Eğitim Parkına uğrayıvermesiyle TEGV güzelliğine dahil olmamla başlar hikayem. Yaz dönemi için açılan üçer haftalık iki dönemin, hayatımın birçok noktasında fazlasıyla etkili olabileceğini annem bile tahmin etmemişti sanırım. En nihayetinde bendeniz dünya tatlısı bir kadronun tatlı bir telaş içinde bizleri kayıt aldığı o günden bugüne kadar yıllar geçti ve bana bu satırları yazmanın fırsatı doğdu.


Enteresan bir temposu vardı buranın; rengarenk duvarlar, üstelik her biri apayrı etkinliklerin eserleriyle doluydu. Bir eğitim kurumunun binasından daha büyük bir bahçesi olacağı pek akla hayale sığmazdı tabi ama Aydın Arat Parkı alabildiğine yeşildi ve bizim çocukluğumuzun en özgür zamanları o yeşil örtünün üzerinde geçmişti. Yaz programına ilk kez dahil olduğum zaman ilköğretim dördüncü sınıf öğrencisiydim, haliyle dahil olduğum grup yaşıma uygun vaziyetteydi ama bir ayrım yapmak söz konusu değildi zira her grubun ismi meyve adlarıyla pekiştirilmişti. Kayısı grubuyla başladığım TEGV hayatım, sırasıyla; şeftali, üzüm, havuç olarak devam etmiş dört sene boyunca bir kez olsun sıkılmadan her fırsatta soluğu orada almıştım. Basit bir park turuyla başlayan her dönem: drama odası, bilgisayar odası, düşler atölyesi, basketbol, tenis, voleybol kortları, açık-kapalı konferans salonları her defasında katılım isteğimi arttıran birer unsurdu benim için. Üstelik zaman geçtikçe parkın demirbaşlarından olmuş halimle bunun havasını bile atabilecek vaziyete gelmiştim. Parkın işleyişi neresinden bakarsanız bakın muazzam bir çabanın ürünüydü. Başta dönemin yöneticisi Didem Aydınmakina olmak üzere, Serpil Abla, Ceyda Abla, Türkan Abla harikalar yaratıyorlardı. Enteresandır o kadar çocuğun arasında kimsenin kalbi kırılmıyor, bir şekilde herkesin keyfi yerinde etkinlikler gerçekleştiriliyordu. Ofislerine gidip, onlarla sohbet etmek ekstradan bir keyif meselesiydi benim için. Tek bir gün bile güler yüzü eksik etmeyen halleri yıllardır süren ilişkilerimizin neden bu kadar sağlam olduğunu kanıtlar nitelikteydi. Bu denli nazik, anlayışlı, neşeli olabilmek bir iş sahibi olmanın çok daha ötesinde bir şeydi kesinlikle. Onlar bu parkı ve içindeki her şeyi seviyorlar, bizlere de sevdiriyorlardı. İşte o yüzden olsa gerek park bizim için: otomobillerin altına top kaçırmadan futbol maçları yapabildiğimiz, komşu teyzenin penceresinden bizi kovmadığı bir sahnede yeteneklerimizi sergileyebildiğimiz, sanatın her dalının şahidi ve katılımcısı olabildiğimiz, Türkiye’nin dört bir yanında o ya da bu şekilde parka yolu düşmüş gerek her yaştan gerekse kendi yaşımızdan insanlarla tanışıp yepyeni arkadaşlıkları yakalayabildiğimiz, her rengin her tonuna tekabül edebilen bir ortamdı. Bu yetmezmiş gibi Cuma günleri düzenlenen park dışı etkinlikler, okulda haftanın hasretle beklenen dersi beden eğitimi gibi kıymetliydi gözümde. Müze ziyaretleri, tarihi yerler, orman piknikleri ve daha nice park dışı etkinlikler ufkumuzu açan, inanılmaz eğlenceli anılardı benim için. Otobüslere doluşup yüzlerce çocuk, binlerce fidanı dikip cansuyunu verdiğimiz, Yazılıkaya gibi dünya mirası bir alanda güneşe, toprağa ve tarihe doyabildiğimiz bu güzel Cuma günleri çocukluğumun en güzel anılarını da barındırmaktadır aynı zamanda. Belki de şehrime olan bakış açımı, bağlılığımı bu zamanlara borçluyum. Eskişehir’i mümkün olan her açısıyla daha o yaşlarda deneyimleyerek sevmemizin sebebi olan, Eskişehir’in fevkalade değişiminin dünya çapında yankı bularak, şehircilik anlamında takdir toplamasını sağlayan; kampüsüyle halen hayranlıkla katılım gösterdiğim üniversitemin rektörlerinden, TEGV güzelliğinin de kurucularından olan Prof.Dr.Yılmaz Büyükerşen Hocam ve ekibiyle ilerleyen dönemlerde ortak sevdamız ülkemiz, şehrimiz için Ulu önder Mustafa Kemal’in izinde bir çok farklı projede yer alabilmiş olmak da ayrıca bir mutluluk kaynağıdır benim için. Şehrime, ülkeme olan inancımı ve faydalı işler yapma noktasındaki şevkimi başta TEGV güzelliği olmak üzere, arkasındaki bahsi geçen güzel insanlarla daha çocukluğumda edinebilmiş olmanın da mutluluğudur bu aynı zamanda.


“Sıkılmak” lugatta yeri bulunamayan, işlevsiz bir kelimeydi bizim için o dönemlerde. Öğleden hemen sonra biten etkinliklerin ardından akşama kadar parkın içinde kayboluyor, Serpil Ablaların ısmarladığı oraletleri keyifle yudumluyor, gönüllü abiler, ablalar için çıkarılan yemeklere ortak oluyor, toplu taşıma için cebimize konan harçlıkları çarşıya kadar yürürken dondurmaya harcıyorduk. Bu zamanlardaki muhabbetleri düşündükçe, çocuksu tebessümlerim beliriyor yüzümde hala. Ömürlük arkadaşların, yüzlerce kilometreyi umursamadan bir telefonla hasreti kıskandıran ilişkilerimizin temeli bu dönemlere denk geliyordu. İlk sevgilim, ilk hoşlandığım kız bile en masum haliyle bu parkın bir armağanıydı bana. Keza yakın arkadaşım Ali Furkan (Türkmen), bu dönemin kazançlarından biridir benim için mesela. Ailecek görüştüğümüz, yıllarca iletişimimizi kaybetmeden, üniversiteyi de neredeyse beraber okuduğumuz çocukluk arkadaşım ve ben okuduğumuz bölümleri bile TEGV güzelliğine borçluyuz aslında. Didem Aydınmakina’nın kontenjan olmamasına rağmen, gözyaşlarıma dayanamayarak beni de başlattığı fotoğrafçılık kursu, tiyatro etkinliklerimiz, Ceyda Ablaların ısrarıyla sahneye koyduğumuz Grup Performans gibi sahne gösterileri, dünyanın çapının mahallemden çok daha büyük olduğunu gösteren her gezi, her etkinlik iletişim alanında bir şeyler yapabileceğim fikrini oluşturan yegane unsurlardı. Keza Ali Furkan’la beraber dahil olduğumuz stop-motion tekniğiyle hazırlanan animasyon kısa film çalışmasına başlamamız Ali Furkan’ın mesleğini, benimse Anadolu Üniversitesi ile olan bağımı şekillendiren bir çalışmaydı. Anadolu Ünivesitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Çizgi Film Animasyon Bölüm Başkanı Doç.Dr.Fethi Kaba beraberliğinde yürütülen “Biz ve Kahramanlarımız” çalışması, başından sonuna, hikayesiyle, karakterleriyle, tüm üretim süreçlerinin biz çocuklar tarafından gerçekleştirildiği bir etkinlik olarak pahabiçilemez bir anıydı bizim için. Etkinliklerden sonra Güzel Sanatlar Fakültesi gibi bir yerde saatlerimizi geçirmek, şüphesiz ilerleyen dönemlerde oralarda okumamıza neden olan sağlam sebeplerdendi. Ali Furkan şu sıralar Çizgi Film Animasyon Bölümü’nde okuyor ve çizim yapmadığı, hayal etmediği bir an bile yok gibi. Bense profesyonel anlamda okulumun stüdyolarında ve dışarda özel çalışmalarda çeşitli organizasyonların yapım asistanlığını, koordinatörlüğünü, metin yazarlığını, sosyal medya danışmanlığını yapıyorum. Bu noktaya gelene kadar üniversite tercihlerimi yapmak, kimsenin yapamadığı kadar kolay olmuştu benim için, çünkü; Anadolu Üniversitesi’nin İletişim Bilimleri Fakültesi bünyesindeki dört bölümden başka bir yeri ne gönlüm ne de aklım istiyordu. Ülkesine, şehrine, insanına faydası olacak projeler üretmek isteyen, iletişim yetilerini geliştirmek isteyen, gerek özel gerekse devlet kurumlarında iletişim ve bu olgunun tasarımı noktasında bir şeyler yapma fikri çocukluğumun bu senelerinin mirası olarak kolaylaştırıyordu işimi. Ali Furkan için de süreç zorlu bir yetenek sınavının başarıyla atlatılabilmesiyle mümkün olmuştu ama bu başarısının altındaki azmi o yıllarda çocuk halimizle Güzel Sanatlar Fakültesi’nin merdivenlerinde dinlenirken başlatmıştık aslında. Serpil Ablanın yüzündeki tebessümü, Ceyda Ablanın bitmek bilmez neşesini, Türkan Ablanın özen dolu tavrını, Didem Ablanın bizi bir birey gibi, her fikrimizle kıymetli hissettiren samimi diyaloglarını, ulaşımdan, güvenlikten, bakım işlerinden sorumlu abilerimizin, teyzemizin bizi halen “kazık kadar” halimizle bile tanıyabilecek kadar içten, gerçek sevebildiği, ilgilenebildiği böylesine iletişimi organik ve kuvvetli bir ortamda böylesine bir yol çizmek için ihtiyacım olan gücü TEGV güzelliğinde bulabilmiş olmam şaşırtıcı değil tabi ki. İşin güzel tarafı, biz hala görüşüyoruz bahsi geçen güzel insanlarla. “Efendim ablacım” diyerek açtığım her telefon, “Ablacım nasılsın” diye söze girdiğim her konuşma tüm samimiyetimizle, öpücüklerle, en güzel dileklerle sonlanıyor. Onların bizlere aktardığı ne varsa, o günün çocukları olarak bizler de güzel çalışmaların peşine düşüyor, şehrin en güzel etkinliklerinde bir birimizden bi’haber bir araya geliyor, karşılaşıyoruz. Çeşitli derneklerde aktif şekilde görev alan, eğitim hayatımızın içinde ve dışında çeşitli organizasyonların her türlü yerinde çalışan, yurt içinde ve dışında ülkemizi en güzel şekilde temsil etmeye gayret sarf eden halimizle geçmişimizin bize sağlanan bu güzelliklerini geleceğimize aktarmaya özen gösteriyoruz, göstereceğiz. Bir çocuğa Mustafa Kemal önderliğindeki bir milletin çağdaş dünyasının hudutlarını ve onu ileriye taşıyacak bir birey olabilme bilincini aşılarken, egosundan da sıyırarak bu koca evrenin, doğanın bir parçası olduğumuzu gösteren haliyle belki de en kıymetli hazinemiz vicdanımızın varlığını küçük yaşlarda bizlere aksettiren TEGV güzelliğini, onların arkasındaki güzel insanların çabalarıyla edinebilmiş olmanın mutluluğunu yaşıyor; yaptığımız, yapacağımız her işe attığımız imzada onların da payı olmasından gurur duyuyoruz.


Bize yaşattığın, öğrettiğin ne varsa
Teşekkürler TEGV!

Sosyal Medya Üzerinde Biz.
Anında Haberdar Ol

Sosyal Medya üzerinden bizi takip etmeyi unutmayın.

Duyurularımızdan haberdar olmak için bültenimize kayıt olun!

KVKK Aydınlatma Metni'ni okudum ve anladım*