- Sidar Atalay Şimşek
Bazı kurumlar vardır; tabelalarında yazan isimden çok daha büyük bir anlam taşırlar. Onlar aslında bir binadan, bir projeden ya da bir eğitim programından ibaret değildir. Onlar, bir çocuğun hayatına dokunan görünmez ama güçlü ellerdir. Benim hayatımda o ellerin adı Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı oldu.
1999 yılıydı. Ben henüz ilkokula giden küçük bir çocuktum. Devlet okulunda okuyordum. Hayatın bana neler getireceğini, dünyanın ne kadar büyük olduğunu, insanın potansiyelinin nasıl keşfedileceğini bilmiyordum. Ama o yıllarda hayatıma giren bir kurum vardı: TEGV
Orada öğrendiğim şeyler yalnızca ders değildi. Aslında bana öğrettikleri en önemli şey kendime inanmayı öğrenmekti.
Bilgisayarın ne olduğunu ilk kez orada gördüm. Kulaklığın ne işe yaradığını orada öğrendim. O yıllarda birçok çocuk için sıradan olan şeyler benim için yepyeni bir dünyaydı. Ama mesele sadece teknoloji değildi. Asıl mesele, bir çocuğun içindeki merakı, cesareti ve özgüveni ortaya çıkarmaktı.
Bugün ise o gün ilk kez dokunduğum bilgisayarın başında kitaplar, makaleler yazıyor; bilgi üretmeye ve öğrendiklerimi yeni nesillere aktarmaya çalışıyorum.
Bir gün beni bir tiyatro etkinliğine dahil ettiler. İlk kez bir sahneye çıktım. O küçük kalbim sahnede heyecandan çarpıyordu. Sonra oyun bitti… Ve insanlar alkışladı.
O alkışın sesi hâlâ kulaklarımda.
Çünkü o alkış, bir çocuğun hayatında sadece bir performansın değil, özgüvenin doğduğu anın sesiydi.
Yıllar geçti. Büyüdüm. Üniversiteyi kazandım. Hayatın yolları bizi farklı yönlere götürdü. Eğitim, şehirler, ülkeler… Derken bir gün yurt dışına çıktım. Farklı kültürler gördüm, farklı deneyimler yaşadım. Danimarka’nın Kopenhag şehrinde katıldığım bir gönüllülük projesinde çocukluğumuzda bizi etkileyen özgüvenimizin kaynağından bahsetmemiz istenmişti. Söz bana geldiğinde bir anda yıllar öncesine gittim. İlk kez sahneye çıktığım o günü, kalbimin heyecandan çarpışını ve ardından gelen o alkışı hatırladım. Orada, dünyanın farklı ülkelerinden gelen insanların arasında, bana o unutulmaz deneyimleri yaşatan TEGV’li günlerimi gururla ve içtenlikle anlattım. O an bir kez daha fark ettim ki bazı hatıralar sadece geçmişte kalmaz; insanın hayatına yön veren sessiz bir iz olarak içinde yaşamaya devam eder.
Yıllar sonra Türkiye’ye döndüğümde, bir organizasyonda tesadüfen yine Eğitim Gönüllüleri Vakfı ile karşılaştım. Bir an için zaman durmuş gibiydi. Çocukluğum gözümün önünden geçti.
Bir zamanlar o sınıflarda öğrenen küçük çocuk artık bir akademisyendi.
Bugün üniversitede ders veriyorum. Bilgi üretmeye, öğrenciler yetiştirmeye çalışıyorum. Aynı zamanda gönüllü olarak birçok projede yer alıyorum. Çünkü hayat bana erken yaşta çok değerli bir ders verdi:
Bir çocuğun hayatına dokunmak, geleceğe dokunmaktır.
Bugün geriye dönüp baktığımda şunu çok net görüyorum: Eğer o yıllarda Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı hayatıma girmeseydi, belki de bugün olduğum kişi olmayacaktım.
Onların bana kazandırdığı şeyler ölçülemez.
Bir bilgisayar laboratuvarı, bir etkinlik sınıfı ya da bir tiyatro sahnesi… Belki dışarıdan bakıldığında küçük şeyler gibi görünebilir. Ama bir çocuğun dünyasında bunlar yeni ufuklar açan kapılardır.
Ben o kapılardan geçtim.
Bugün yazdığım bu satırlar bir teşekkürdür.
Çocukluğumda bana inanan gönüllülere, beni sahneye çıkaranlara, bana dünyayı tanıtanlara, küçük bir çocuğun içindeki potansiyeli fark edenlere…
İyi ki vardınız.
Ve iyi ki hâlâ varsınız.